Eyl 292014
 

le26Sıfır Ayrımcılık Derneği aktivistleri olarak, EGAM’ın (Avrupa Irkçılık Karşıtı Hareketi) Avrupa’da Romanlara karşı artan şiddete dikkat çekmek üzere gerçekleştirdiği Uluslararası Aktivistler Toplantısı’na katıldık. 18 Avrupa ülkesinden 50 ırkçılık karşıtı ve Roman aktivistle birlikte Romanların farklı ulusal sınırlar içinde yaşadığı sorunları konuştuk ve bu sorunlarla mücadele etme konusunda uluslararası arenada nasıl bir birliktelik oluşturabileceğimizi ve ne tür eylemliliklerde bulunabileceğimizi tartıştık. Tüm tartışmalarda öne çıkan en önemli nokta şu oldu: hangi ulusal sınırlar içinde olduğu fark etmeksizin Romanlar içinde bulundukları toplumun en dezavantajlı grubunu oluşturmakta; ayrımcılık ve sosyal dışlanma tüm Roman grupların ortak deneyimi. Tartışmalardan çıkan ortak sonuç şu oldu: sınırları aşarak sorunları ortaklaştırmak ve Avrupa çapında mücadele vermek ırkçılık karşıtı örgütler ve Roman örgütler için büyük önem taşıyor.

Toplantı programı kapsamında, Çek Cumhuriyeti’ndeki en dezavantajlı Roman gettolarından biri olan Usti nad Labem’e saha ziyareti gerçekleştirdik.

Çek Cumhuriyeti’nde yaşamakta olan Romanlara ilişkin genel gözlemleri aşağıda bulabilirsiniz:

Çek Cumhuriyeti’nde Romanlar son derece kötü şartlarda yaşamakta. Son zamanlarda yapılan anketlere göre, ülke nüfusunun büyük bir kısmında Çingene karşıtlığı çok ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Romanlar barınma alanında, emek piyasalarında ve hayatın diğer alanlarında ayrımcılığa maruz kalmakta. Çek eğitim sisteminde Roman çocuklar ve gençler tecrit edilmiş durumda.

Çek Cumhuriyeti’nde Romanlar ırkçı saldırıların ve şiddetin hedefinde. Son birkaç yılda Roman gruplar nefret dolu Roman karşıtı gösteriler ve yürüyüşlerin temel hedefi oldu. Çoğu zaman bu gösteriler şiddet eylemlerine ve katliam girişimlerine dönüştü. Sadece Neo-Nazi gruplar ve ırkçı sağ partilerin takipçileri değil sıradan vatandaşlar da bu şiddet eylemlerine katılıyor. Roman karşıtları soldan sağa tüm siyasi partilerde kendilerine taraftar bulabiliyor. Politikacılar seçmenin büyük bir kesimini oluşturan Roman karşıtlarının desteğini almak için birbirleriyle yarışıyor.

Çek Cumhuriyeti’nde sosyal içerme politikası ve bu politikanın araçları tamamiyle çökmüş durumda. Romanların sosyal içermesini sağlamak, yoksulluğu ve Roman karşıtlığı gibi sorunları gidermek üzere büyük oranda Avrupa Birliği’nden gelen fonların büyük bir kısmı usulsüz bir şekilde harcanmış olup hiçbir etki yaratamamış. Roman toplulukların durumu her geçen gün kötüye gitmekte.

Yine toplantı programı kapsamında, İkinci Dünya Savaşı sırasında Çek Cumhuriyeti’nde toplama kamplarında zulme maruz kalan ve ölüme gönderilen Romanların anıldığı anmaya katıldık.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’nın birçok yerinde olduğu gibi Çek Cumhuriyeti’nde de Yahudiler, eşcinseller ve Nazi rejimine muhalif gruplarla birlikte Roman toplumu da soykırımın kurbanı oldu. Romanlar Çek polisi tarafından evlerinden tek tek toplandı ve toplama kamplarında işkenceye ve ölüme maruz bırakıldılar. Bu ölüm kamplarının başındakiler Naziler değildi. Bu kampları Çek polisi yönetiyordu. Çek ölüm kamplarından kurtulabilenler Nazilerin SS birliklerine teslim edildi ve Auschwitz’teki Birkenau ölüm kampına yollandılar, gaz odalarında ölüme terk edildiler.

Romanlar için tasarlanmış bu ölüm kamplarından biri de güney Bohemya’daki Lety köyündeydi. 1973’te Çekoslovakya’daki Komünist hükümet kampın bulunduğu yere büyük kapasiteli endüstriyel bir domuz kampı inşa etti. Romanların soykırıma uğradığı yere kurulmuş bu kamp bugüne kadar faaliyet göstermiş olup hala çalışmaya devam etmekte. Romanların işkenceye maruz bırakıldığı ve öldürüldüğü yerde şu an domuzlar çamurda debelenmekte.

Tüm bunlar Çekoslovakya’nın 2.Dünya Savaşı sonunda soykırım mekânlarını hafıza ve anma mekânlarına dönüştürülmesini öngören Helsinki Nihai Senedi’ni imzalamış olmasına rağmen gerçekleşmiş durumda.

Komünizmin çöküşünden sonra durumun düzeleceği düşünülürken devlete ait domuz kampı yıkılmamış aksine özel bir şirkete satılmış. Takip eden yıllarda Çek hükümeti domuz çiftliğini satın alması, yıkması, domuz pisliklerini temizlemesi ve bu mekânda öldürülen insanların anısına hürmeten bir anıt dikmesi konusunda çeşitli uluslararası kurumlar tarafından düzenli olarak eleştirildi. Pek çok Çek hükümeti bakanlık ve hatta başbakanlık düzeyinde domuz çiftliğini kaldıracağına dair söz verdi. Ancak bu sözler hala tutulmamış olup bunun olacağına dair en ufak bir politik irade de gösterilmemiştir. Bu tür sözlerin sadece uluslararası baskıyı azaltmak için verildiği anlaşılıyor. Hükümetler domuz çiftliğini satın alacak finansal kapasiteleri olmadığını dile getiriyor. Çiftliğin sahibi ise kendileri ile bu konuda hiçbir görüşme yapılmamış olduğunu belirtiyor.

Roman soykırımının gerçekleştiği yerde kurulan bu domuz çiftliğinin AB’den tarım sübvansiyonları almakta olduğunu biliyoruz. Bu yardımlar olmaksızın, muhtemelen çiftlik zarar edecek ve kısa sürede kapanacak. Çek Cumhuriyeti’ndeki insan hakları örgütleri AB’den bu çiftliğe yaptığı tarım yardımlarını durdurmasını talep ediyor.

Romanların soykırıma uğradığı bu yerde bulunan endüstriyel domuz çiftliği hepimizin utancı ve ayrıca Romanların sadece Çek Cumhuriyeti’nde değil tüm Avrupa’da bulunduğu durumun bir sembolü.