Eyl 292014
 
romaholocaust

İkinci Dünya Savaşı sırasında, Naziler ve işbirlikçileri, Alman işgali altındaki Avrupa şehirlerinde yaşayan binlerce Sinti ve Roman erkeği, kadını ve çocuğu öldürmüşlerdir.

1933-1945 yılları arasında, Sintiler ve Romanlar, (“Çingeneler”) Nazi zulmünün kurbanları olarak çok fazla acı çektiler. Tarihten beri süregelen önyargılar yüzünden, Nazi rejimi, hem “asosyal” (“normal” toplumun dışında kalan) hem de ırksal olarak “aşağı sınıf” olarak addettiği Çingenelerin, “üstün Aryan” ırkının biyolojik saflığını ve gücünü  tehdit ettiğine inandılar.  İkinci Dünya Savaşı sırasında, Naziler ve işbirlikçileri, Alman işgali altındaki Avrupa şehirlerinde yaşayan binlerce Sinti ve Roman erkeği, kadını ve çocuğu öldürmüşlerdir.

Avrupa’da yüzyıllardır dışlanan Çingeneler, yabancı bir dış görünüşe, dile ve adetlere sahip insanlar olarak hor görüldüler. Modern Almanya’da Sintilerin ve Romanların uğradıkları zulüm, Nazi rejiminden çok önceki zamanlara dayanıyordu. Weimar Anayasası 109. Madesine göre Çingeneler eşit ve tam vatandaşlık hakkına sahip olmalarına rağmen; özel ve ayrımcı kanunlara maruz kalmışlardır. 16 Temmuz 1926’da, Bavyera Kanununda, ‘Çingeneler; “berduşlar ve tembellik yapanlar’’ olarak tanımlandı ve bu doğrultuda devlet tarafından sistemli bir şekilde kayıt altına alındılar. Bu yasa ile Çingenelerin göçebe hayat sürmeleri yasaklanırken, düzenli olarak çalıştığını ispat edemeyenler, iki yıl boyunca çalıştırılmak üzere kamplara gönderilmekle tehdit edildiler. 1929 yılında bu yasa ulusal bir norm haline geldi. 1933’te Hitler iktidara geldiğinde, Çingene karşıtı yasalar geçerliliğini korumaya devam etti. Bir anda uygulamaya konulan yeni Nazi Almanyası vizyonu içinde Aryanların en üstte; Yahudi, Çingene ve diğer siyah ırkların da alt kademelerde yer aldığı ırksal bir hiyerarşi geliştirildi. Nazi rejimi, Almanya’daki Sinti ve Romanları etkileyecek olan yasaları kısa sürede uygulamaya koymaya başladı. 1933 Temmuz’unda yürürlüğe konan “doğuştan kusurlu yenidoğanların engellenmesi” yasası altında Nazi doktorları, insanların rızası olmaksızın sayısız Çingene, yarı Çingene ve karışık evlilikten doğan Çingeneleri kısırlaştırdı. Benzer şekilde 1933 Kasım’ında “tehlikeli ve daimi suçlulara karşı” çıkarılan yasada; polis; fahişe, dilenci, alkolik ve evsizlerin yanısıra Çingeneleri de tutukladı. 

15 Eylül 1935, Nuremberg Irk Kanunu’nda (Alman kanını ve onurunu koruma ve Reich vatandaşlık kanunlarına) açıkça belirtilmemiş olsa da,  bu yasaları  yorumlayanların görüşü  Çingenelerin de, Alman kanından olmayan, ırksal açıdan dışlanmış diğer yabancılar ile (Yahudiler ve Siyahiler) aynı gruba dahil edildiği yönündedir. Örneğin, bu grupların “Aryan” olanlarla evlenmeleri açıkça yasaklanmıştır. Yahudiler gibi, Çingeneler de sivil haklardan mahrum edilmiştir.

1936 Haziranında, Münih’te “Çingene Belasıyla Mücadele” ofisi açıldı. Bu ofis,  Çingeneler ile ilgili  “milli bilgi bankası” olma görevini üstlendi. Bu doğrultuda, İçişleri Bakanlığı talimatıyla Berlin Polis Birimi’ne Çingeneleri tutuklama yetkisi verildi. Böylelikle Berlin Olimpiyatları’nda  ev sahibi olan şehrin görüntüsü Çingeneler yüzünden bozulmayacaktı. Polis 600 Çingeneyi tutklayarak Berlin’e bağlı Marzahn bölgesinde kurulan Çingene toplama kampına (Zigeunerlager) kapattı. Marzahn, Belin’in kenar mahalle mezarlığına ve lağım merkezine yakın bir bölgeydi. Kampta sadece 3 su pompası ve 2 tuvalet bulunuyordu. Kalabalık ve sağlıksız koşullar salgın hastalıkların artmasına neden oldu. Kampı polis ve polis köpekleri muhafaza ediyordu. 1930′larda belediyelerin girişimiyle benzer “Zigeunerlager” , Cologne, Düsseldorf, Essen, Frankfurt ve diğer Alman şehirlerinde kuruldu.

Mart 1938′de Almanya , Avusturya’yı Reich’a dahil edince, Nuremberg yasaları Avusturya Çingenelerine uygulanmaya başlandı. İki özel hapis kampı açıldı; bunlarda biri Ekim 1939’da Salzburg’da, 80-400 arası Çingene için, diğeri ise Kasım 1940’da 4.000 Çingene için Avusturya’nın Doğu Macaristan sınırı olan Lackenbach’ta kuruldu. Lackenbach’taki şartlar savaş sonuna kadar vahşice devam etmiş ve bir çok insan öldürülmüştür. Her iki kampta da Çingeneler zorla çalıştırılmıştır. Ayrıca bu kamplar Çingeneleri, Nazi imha ve ölüm kamplarına sevk etmek üzere kayıt ve toplama kampı olarak işlev görüyordu.

Aralık 1937’de çıkarılan “Suç Önleme” kararnamesi polisin Çingeneleri toplamasına bahane sağladı. Haziran 1938’de 1000 Almanyalı ve 1000 Avusturyalı Çingene; Buchenwold, Dachau, Sachsenhausen ve Lichtenburg (bu kamp sadece kadınlar içindi) toplama kamplarına sürüldü. Bir yıl sonra binlerce Çingene; Mauthausen, Rovensbrack, Dachau ve Buchenwald’taki toplama kamplarına gönderildiler. Bu kamplarda mahkumlar çeşitli şekil ve renklerde işaret takıyorlardı; bu da kamptaki muhafız ve görevlilerin mahkumların sınıfını ayırt etmesini sağlıyordu. Çingeneler “asosyal” manasına gelen üçgen biçiminde siyah yama takıyorlardı. Yeşil üçgen yama ise suç işlemiş Çingenelerin sembolüydü. Bazen de “Z” harfi ile sınıflandırılıyorlardı.  Psikaytr Dr. Rober Ritter, Çingeneler üzerinde kalıtımsal ve genetik araştırmalar yapıyordu, Sinti ve Romanların polis tararından tutuklanmasında öncelikli rol oynadı. Ritter 1936’da önce Sağlık Bakanlığı’nın daha sonra da Polis Merkezi’nin araştırma bölümü başkanı oldu. Ritter ve yardımcıları 1938’de ; ‘’Çingene Belasıyla Mücadele’’ merkezi ile birlikte Almanya ve Avusturma’daki  tüm Çingeneleri ırksal olarak kategorilendirmek için Berlin’e taşındı.

Rittler’in yaptığı biyolojik-ırksal Çingene çalışması büyük ihtimalle “Çingene Belasıyla Mücadele” yönergesine tavsiyede bulunan Heinrich Himmler’in “ırk temelinde Çingene sorununun toptan halledilmesi” projesine dayanıyordu. Rittler, Reich sınırlarında yaşayan altı yaş üstü tüm Çingenelerin kayıtlarını düzene soktu ve bu sınıflandırmayı yaparken 3 ırksal grup kullandı: Çingeler, kısmen Çingeneler ve göçebe olup Çingene gibi hareket edenler. Büyük güvenlikli arındırılmış Alman İmparatorluğu’nun yaratılmasından sorumlu olan Himmler, Devletin amacının “Alman ulusunun Çingenelikten fiziksel olarak arınması” için Alman milletinin homojenliğini korumak ve müdafa etmek olduğunu belirtmişti.

Sinti ve Roman çocukları, ırksal olarak sınıflandırılmak ve üzerlerinde deneyler yapmak üzere bölgesel kamplara hapsedilmişti.  1933-1939 arasında; otoriteler bir çok Sinti ve Roman çocuğunu ailelerinden alıp onları özel evlere yerleştirdiler. Bu evler devlet koğuşu gibiydi. Okula giden Çingene çocuklar suç işlemiş olarak addediliyor ve özel okullara alınıyordu. Almanca konuşamayan çocuklar gerizekalı olarak sınıflandırıyor ve zihinsel engelli çocukların gittiği özel okullara gönderiyorlardı. Tıpkı Yahudi çocukları gibi; Çingene kızları ve oğlanları da arkadaşları tarafından alaya ve hakarete maruz kalıyorlardı. Bu durum 1941 Mart’ına kadar bu şekilde devam etti.

1939 Eylül’ünde savaşın patlak vermesi Nazi rejiminin Çingenelere karşı izlediği politikaların aynı Yahudi karşıtı yasalar gibi daha da radikalleşmesine neden oldu. 21 Eylül 1939’da, Berlin’deki Reich Güvenlik Merkez Ofisinin başkanı Reinhard Heydrich tarafından yönetilen ırk politikası üzerine bir konferansta, Yahudilerin sınırdışı edilmesinin yanında, 30.000 Alman ve Avusturyalı Çingenenin işgal altındaki Polonya’dan uzaklaştırılması kararlaştırıldı. ‘’Doğu’ya yerleştirme’’ politikasını, Sinti ve Romanların Yahudiler gibi toplu katliamı izledi. Erkek, kadın ve çocuk Alman Çingenelerin tehciri, 1940 Mayıs ayında, 2.800 Çingenenin işgal altındaki Polonya’nın Lublin şehrine nakledilmesiyle başladı. 1941 Kasım ayının başlarında, 5.000 Avusturyalı Çingene Lodi gettolarına oradan da Chelmno’ya sürüldü. 1942 Ocak ayının başında Chelmno’da gaz odalarında yapılan toplu kıyım, Çingeneler’in ilk büyük kitlesel katliamıydı. Benzer şekilde, 1942’nin yaz ayında, Varşova gettolarına mahkum edilen Alman ve Polonyalı Çingeneler, Treblinka’ya sürgün edildiler ve burada gazla zehirlenerek öldürüldüler. Ayrıca, Alman Çingeneleri,  Bialystok, Krakov ve Radom bölgelerindeki gettolara sürüldüler.

Savaş sırasında, ‘’Çingene sorununa nihai çözüm’’ hususunda hükümetin en yüksek mevkiilerinde bazı ufak tefek görüş ayrılıkları baş gösterdi. Himmler, ‘’devletin düşmanları’’nı etnik çalışmalarda kullanmak üzere ‘’saf’’ Çingenelerden oluşan küçük bir grubu muhafaza etmek istiyordu ancak bu fikir reddedildi. 16 Aralık 1942 tarihli bir kararname ile Himmler Çingenelerin ve yarı Çingenelerin Auschwitz-Birkenau ölüm kampına sürülmesini emretti. En az 23.000 Çingene Auschwitz’e gönderildi, ilk grup 1943 Şubat ayında Almanya’dan getirildi. Auschwitz’deki  Çingenelerin çoğu ya Almanya’dan ya da Bohemya ve Moravya gibi Reich’a dahi edilmiş  bölgelerden getiriliyordu. Polis ayrıca Polonya, Macaristan, Yugoslavya,  Fransa, Belçika, Hollanda ve Norveç’ten gelen küçük bir grubu da  Auschwitz’e gönderdi.

Toplama kampı görevlileri, Birkenau Kampı’nda Çingeneler için B II adlı ayrı bir bölüm kurmuştu. Ahşap barakalardan, gaz vanaları ve ölülerin yakıldığı fırınlar açıkça görülebilirdi. 17 ay süren hapis hayatında Çingelerin çoğunluğu ya gazla toplu şekilde öldürüldü yada açlıktan, aşırı çalışma koşullarından, hastalıktan (tifüs, çiçek virüsü ve türüne ender rastlanır noma denilen cüzzdam hastalığı) can verdiler. Çocuklar dahil geri kalan bir çok kişi de Dr. Josef Mengele ve diğer SS hekimleri tarafından uygulanan acımasız tıbbi deneylerin sonucu öldüler. Kamp, 1944 2-3 Ağustos gecesinde, 2.897 Sinti ve Roman erkek, kadın ve çocuğun gaz odalarında öldürülmesi ile boşaltıldı. Sağ kalan 1400 kişiden bazı kadın ve erkekler çalışma amaçlı Buchenwald ve Ravensbruck toplama kamplarına gönderildiler.

Almanya Haziran 1941′de Sovyetler Birliği’ni işgal ettikten sonra, özel SS kadroları (Einsatzgruppen) ve düzenli ordu birimleri ve polis Rusya’da, Polonya’da  ve Balkanlar’da Çingeneleri ateşli silahlarla toplu olarak vurmaya başladılar.  Aynı zamanda, komunist lideleri ve Yahudileri de öldürüyorlardı.

Batı ve Güney Avrupa’da, Sinti ve Romanların kaderi ülkeden ülkeye yerel koşullara bağlı olarak değişkenlik gösterdi. Alman işgali altındaki Avrupa ekseni boyunca, Çingeneler de tıpkı  Yahudiler gibi hapsedilmiş, öldürülmüş ya da Almanya ve Doğu Avrupa’ya sürgün edilmişlerdir. Fransa’daki işbirlikçi Vichy Rejimi 30.000 Çingeneyi toplayıp birçoğunu Dachau, Ravensbrück, Buchenwald ve diğer kamplara sürmüştür. Hırvatistan’da, faşist Ustasha hareketinin yerel üyeleri Sırp ve Yahudiler dahil binlerce Çingeneyi katletmişlerdir. 1941-1942 tarihleri arasında Romanya’da,  Yahudiler gibi , Transnistria’ya (Batı Ukrayna)  sürülen binlerce Çingene, hastalıktan, açlıktan ve vahşi muamelelerden hayatlarını kaybetmiştir. Sırbistan’da 1941 baharında Sırp Direniş Kuvvetleri tarafından öldürülen Alman askerlerine misilleme olarak Alman Ordusu Ateş Birlikleri neredeyse yetişkin tüm erkek Çingene nüfusunu, yetişkin erkek Yahudiler’in yanısıra öldürmüştür. Macaristan’da, Alman ve Macar işbirlikçiler 1944 Ekim’inde Çingeneleri sınırdışı etmeye başlamışlardır.

Holokost öncesi Sinti ve Roman nüfusu tam olarak bilinmediğinden ve yapılan  araştırmaların yetersizliğinden,  Holokost sırasında ölenlerin yüzdesini ve sayısını tahmin etmek zorlaşmıştır. Bilimsel veriler Sinti ve Roman soykırımında ölenlerin tahmini sayısını 220.000 ile 500.000 kişi arasında göstermektedir.

Savaş sonrasında, Avrupa’da Sinti ve Roman karşıtı ayrımcılıklar devam etmiştir. Federal Alman Cumhuriyeti (Batı Almanyada) mahkemeleri sadece 1943 ve sonrasında meydana gelen sürgünler için tazmin  kararı  vermiştir. 1960′ların başına kadar bu tarihi 1938′e kadar geri götürmediler. Bugün hala, birçok Doğu Avrupa toplumunda artan milliyetçilik ve aşırı sağcı eğilimler ve Avrupa genelinde artış gösteren işsizlik nedeniyle, Sinti ve Romanlar, yaygın önyargılara ve ayrımcı politikalara maruz kalmaktadırlar.

Kaynak: http://www.ushmm.org/learn/students/learning-materials-and-resources/sinti-and-roma-victims-of-the-nazi-era