Ağu 022019
 

Tarihin en acı olaylarından birisi olan Holokost boyunca, Naziler ve müttefikleri Avrupa’daki Roman popülasyonunun %25’ini sistematik bir soykırıma tabi tuttular. Ölü sayısının 220.000 ila 880.000 arasında olduğu belirlenen ve Porajmos olarak bilinen bu korkunç katliam, Nazi Almanyası tarafından işlenen en büyük insanlık suçlarından biri olarak hafızalara kazındı.

Roman dilinde “Yok etme” anlamına gelen “Porajmos” kelimesi, Romanların 1938 tarihi itibarıyla Nazi Almanya’sı tarafından maruz bırakıldıkları sistematik soykırımı tanımlamak için kullanılmaktadır. Roman halkı tarafından asla unutulmayan bu trajedinin uluslararası bir tanınırlık kazanması ve Almanya’nın tazminat bedeli ödemeye başlaması ise 1976 yılına değin gerçekleşmemiştir. 2011 yılından itibaren resmi olarak bir yas günü ilân edilen Porajmos’a zemin hazırlayan olaylar ise Nazilerin Almanya’da güç kazanmasından öncelere dayanmaktadır.

Romanlara Yönelik Uzun ve Tarihsel bir Zulüm

Naziler’in iktidarı ele geçirmesinin öncesinde bile Almanya’da Romanlar’a yönelik antiziganist politikalar büyük bir zulüme sebep oluyordu. 14. yüzyıldan beridir varlıklarını sürdürdükleri Avrupa’da göçebe bir yaşam tarzını benimsemiş Romanlar, Almanya da dahil olmak üzere nereye giderlerse gitsinler, ayrımcılığa, ırkçılığa ve mezalime maruz kalmışlardı.

1899 yılından başlayarak Naziler’in iktidar olduğu 1933 yılına değin devam eden bir süreçte Alman yasa koyucular, Romanlar’ın haklarını kısıtlayan ve onları toplum gözünde ikinci sınıf vatandaş konumuna düşüren pek çok yasa tasarısına imza attılar. Roman topluluklar sürekli olarak gözlendi, kamusal alanlardan uzak tutuldu, yüzme havuzlarına dahi girmeleri engellendi. Ülkenin birçok önemli kısmına girme hakları ellerinden alınan Romanlar aynı zamanda Alman polisi tarafından ortada hiçbir sebep olmadan tutuklanabiliyorlardı.

Yaygın kanı, bir Roman parmaklıklar ardına gittiğinde ülkenin daha güvenli bir yer haline geldiği yönündeydi.

Romanlar’a yönelik yaklaşımlar Naziler’in iktidara gelişiyle beraber daha da kötüye gitti. Adolf Hitler, Romanları sadece göçebe bir topluluk olarak değil, Alman ırkının sözümona “ırksal saflığına” yönelik bir tehdit unsuru olarak görüyordu. 1936 yılında, Naziler’in “Çingene Sorunu” ile “baş edebilmek” için, Demografik Biyoloji ve Irksal Hijyen Araştırma Merkezi direktörü Robert Ritter Romanlarla “görüştü” ve “bir takım röportajlar” gerçekleştirdi.

Ritter’in bu “görüşmeler” ve “röportajlar” sonunda vardığı sonuç korkunç bir olaylar zincirinin başlamasına neden olacak, tarihin tanıklık ettiği en utanç verici kıyımlardan birisinin temel taşı olacaktı. Romanların Alman ırkının kanını “dejenere” edici bir kan taşıdığı sonucuna varan Ritter, Romanları yaşadıkları yerleri yetkililere bildirmekle tehdit ederek Almanya’daki hemen hemen tüm Romanların kaydının tutulduğu bir arşiv oluşturmaya başladı.

Romanların Yurtlarından Edilmesi


Tarih 1936 yılını gösterdiğinde, Romanların etnik Almanlarla evlenme hakları, oy kullanma hakları ve vatandaşlıkları ellerinden alındı. Bunu takiben Naziler, Romanları kısırlaştırmaya başladılar ve onları bir araya toplayıp, yurtlarından ederek kamplara ve izole edilecekleri sağlıksız bölgelere gönderdiler.


Başlangıçta, sayısız Roman taşınılabilir toplama kamplarına zorla gönderildiler ve kendi ayrık kamplarında tutuldular. Daha sonra, Nazi otoriteleri tarafından bir diğer soykırım kurbanı olan Yahudi halkıyla bir araya getirildiler. En nihayetinde de çalışma kamplarına ve sistematik olarak öldürülecekleri “ölüm kamplarına” doğru gönderildiler.

Porajmos, işte böyle başlamıştı.

Porajmos

1942 yılına geldiğimizde, SS kumandanı Heinrich Himmler tüm Romanların toplama kamplarına zorla nakledilmesini onaylayan bir emri imzalandığında, Roman Soykırımı resmen başladı. Birkaç yıl içerisinde Naziler, Avrupa’da yaşayan yaklaşık 1 milyonluk Roman nüfusunun tümünü katletmeyi ön gören insanlık dışı bir program hazırladılar.

Nazi kontrolündeki Avrupa boyunca, bulunabilen her Roman zorla alıkondu, gettolarından çıkartıldılar ve toplama kamplarına insan onurunu ayaklar altına alan koşullarda gönderilerek zehirli gazla katlediler. Sovyetler Birliği’nin Naziler tarafından ele geçirilen kısımlarında ise çok daha korkunç bir durum söz konusuydu. Nazilerin ölüm mangaları olarak bilinen ve çoğunluğu gönüllülerden oluşan Einsatzgruppen, köy köy, kasaba kasaba dolaşarak bulabildikleri her Roman bireyi işkence ederek, kurşuna dizerek ve insanlık dışı muamelelere tabi tutarak katlettiler. Sadece Einsatzgruppen mangalarının katlettiği insan sayısının yaklaşık 8.000 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Tanınmamış bir Soykırım

“İnsan deneyleri”, toplu katliamlar ve toplama kamplarındaki gazlı ölümler ile Naziler ve işbirlikçileri toplamda 220.000 ilâ 880.000 arası Roman’ın ölümüne sebep oldular. Holokost mağduru olan diğer azınlıkların aksine Romanlar’ın çektikleri acılar çok az gündeme getirildi ve tanındı. Hatta ve hatta Naziler’in iktidarı 1945 yılında sona erdiğinde dahi, Romanla’a yönelik ırkçılık ve ayrımcılık bazı kesimlerin Romanlar’ın “Onlara yapılan soykırımın tanınmasını dahi haketmediğini” söyleyeceği kadar ileriye gitti.

Batı Almanya’da kurulan savaş sonrası hükumet ve müttefiklerin kendileri dahi Romanları ırkçı mezalimin kurbanı bir topluluk olarak görmeyi ve tazminat taleplerini bir süre reddettiler, hatta ve hatta Romanların Nazi Almanya’sı tarafından “suça eğilimli ve asosyal tabiatlarından dolayı öldürüldüğünü” iddia ederek Romanlara yönelik saldırıların ve ırkçılığın önünü daha da açabilecek beyanlarda bulundular.

Roman Soykırımı’nın kurbanları, genel olarak Holokost sürecinde katledilen diğer talihsiz halklar açısından baktığımızda, ilgiden ve sempatiden maalesef ki yoksun bırakıldılar fakat en nihatyetinde, Batı Almanya Parlamento’su 1979 yılında Porajmos’un ırkçılık ve etnik ayrımcılık tarafından motive edilmiş bir katliam olduğuna kanaat getirdi ve bu sayede pek çok mağdur tazminat almaya hak kazandı. Gelgelelim, bu vakte kadar Porajmos boyunca hayatta kalmayı başaran pek çok Roman, ölmüşt ve ancak 70 yıl kadar sonra Porajmos kurbanı Romanlar’ın yaşadığı zulüm toplumsal tanınırlık düzeyine ulaşabildi ve kurbanlar adına bir anıt dikildi.

Ancak bu zamana değin, yüz binlerce Roman Soykırımı kurbanı Roman olmayan topluluklar ve ülkeler tarafından unutuldu. Avrupa’daki nüfuslarının %25’inin katledilmesine ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bile büyük bir ayrımcılığa maruz kalmalarına rağmen Romanlar’ın yaşadığı bu büyük felaketin tanınırlığa ulaşması neredeyse 70 yıl kadar sürdü.

Romanların sistematik olarak yok edildiği, insani haklarından mahrum bırakıldığı ve bir halkın geleceğiyle oynanan Roman Soykırımı’nı yani Porajmos’u asla unutmayacak, Romanlar’ın sadece Avrupa değil, Dünya çapında da hak ettikleri konuma ulaşmaları için elimizden geleni yapacağız.

Sorry, the comment form is closed at this time.